22/02/2026
Lodosun Altında Kalanlar:
Türkiye’de Küçük Tekne Sahiplerinin Sessiz Dramı
Türkiye’nin batı kıyılarında yaşanan son lodos yalnızca denizi kabartmadı, pek çok insanın yüreğini de burktu.
Fırtına sırasında kıyıya bağlı sayısız tekne battı, parçalandı, sürüklendi.
Dışarıdan bakıldığında bu teknelerin sahipleri sanıldığı gibi zenginler değildi. Hatta tam tersine; hayatlarının büyük bölümünü çalışarak geçirmiş, bugün emekli maaşıyla yaşamaya çalışan, deniz sevdalısı sıradan insanlar.
Türkiye’de “tekne sahibi olmak = zengin olmak” gibi bir algı var. Oysa kıyılarda demirleyen teknelerin büyük çoğunluğu 5-8 metrelik kayıklar, eskimeye yüz tutmuş fiberler ya da yılların emeğiyle onarılmış küçük motorlu tekneler. Bu tekneler milyonlar etmez; ama sahipleri için paha biçilemez bir yaşam kapısıdır. Bir kısım için hafta sonu nefes alma alanı, bir başka kısım için emeklilikte hayallerinin gerçeğe dönüşmüş halidir.
Ne var ki bu mütevazı hayat tarzı, giderek ağırlaşan ekonomik şartlar ve artan bağlama ücretleri tarafından adeta boğuluyor. Marinalar her yıl fahiş zam yapıyor, belediye sahaları cep yakıyor, balıkçı barınakları ise hem yer hem fiyat açısından kapılarını kapatmış durumda.
Bazı tekneler lodoslu gecelerde korunmak için bir marinaya sığınmak istiyor, fakat kimi zaman izin verilmiyor ya da astronomik „geçici bağlama“ ücretleri talep ediliyor. Sonuç ortada: Yeri olmayan tekneler, kıyıya tonozla bağlanıyor ve bir fırtınada kaderine terk ediliyor.
Bu manzara yalnızca ekonomik bir mesele değil.
Türkiye gibi üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denizciliğin desteklenmesi gerekirken, tam tersine köstek olunuyor.
Oysa denizi seven insanların, özellikle emeklilerin bu yaşamı sürdürebilmesi toplumsal değer açısından da önemlidir.
Küçük tekne sahipleri doğayı kirleten kalabalık ticari işletmeler değildir. Bilakis; deniz kültürünü koruyan, birbirine destek olan, çevre bilinci gelişmiş insanlardır. Bu insanlar denizi sevdiği için zaten kirletmez; çoğu, çöplerini toplar, çevreyi temizler, denize sahip çıkar.
Denizcilik sadece bir hobi değildir; ruha iyi gelir, insanı dinginleştirir, kavga değil paylaşma kültürünü besler.
Küçük teknelerin kıyılardan kaybolması, aslında kıyı yaşamı kültürünün yok olması demektir. Türkiye’nin sahip olduğu en büyük hazinelerden biri, halkının denizle kurduğu bağdır. Bu bağ koparsa kaybeden yalnız denizciler değil, hepimiz oluruz.
Bu nedenle çözüm para ile değil, anlayış ve düzenlemeyle gelmelidir.
Marinaların ve barınakların küçük tekne sahiplerine makul fiyatlı alanlar ayırması, belediyelerin uzun süreli uygun bağlama çözümleri üretmesi, fırtına anlarında ticari kaygı gözetmeden güvenli sığınma sağlanması şarttır.
Çünkü bu tekneler sadece bir ahşap gövde, fiber kabuk değildir. İçinde özgürlük vardır, nefes vardır, bir ülkenin denizle kurduğu duygusal bağ vardır.
Son lodos bize bir kez daha gösterdi: Eğer bu insanlara destek verilmezse, kıyılardan kaybolacak olan yalnız tekneler değil, aynı zamanda dünyanın en güzel denizlerinden biriyle kurduğumuz gönül bagi olacaktir.
Denizleri mavi vatan olarak göremeyen...ruhunda denizcilik olmayanlar yüzünden yuzlerce tekne batmıştır.....🥲
Tarım ve Orman zihniyeti Denizleri yönetemiyor..
Denizi ve denizciyi seven, denizden anlayan DENİZCİLİK BAKANLIĞI İSTİYORUZ .
Tuzla Mavi Denizciler Dernegi