21/09/2019
Her günkü gibi bir sabahtı...mevsimlerden bahar ,sıcacık bir nisan günü .Bu pencereleri açmıştı o sabah da.O sabah da çiçeklerine ellerini sürmüş sevmişti onları .
Uyanıp yatakları toplayıp oturma odası ve misafir odası olarak kullandıkları bu odaya gelince hemen her sabah ilk iş camları açardı.
Ev kuzeye bakıyordu ,eskimişti ,çatısı epeydir şöyle bir adam akıllı elden geçirilememiş olduğundan evin içi havanın durumuna göre artarak hissedilen rutubet kokardı ve Leyla yazları telle ,sinek girmesin diye önlem aldığı bu pencereleri hep açık tutardı .Kışın da çok soğuk değilse soba yanana kadar hiç kapatmazdı Rutubetten çok rahatsız oluyordu .Herşeyi denemişti ama ,yok edememişti. .Karbonatlı sularla toz alıp yerleri silmelere bile kalkışmıştı da çare bulamamıştı .Kıyıya köşeye yerleştirdiği lavanta keseleri ,sadece süs olarak işe yarıyordu.Hep birgün durumlarının biraz daha düzeleceğini ve bu evden çıkıp tercihan orta kat bir yeni betonarme apartman dairesine taşınacaklarını hayal ediyordu.
Bunun için bir sürü şeye ,en önemlisi Mehmet inden günlerce , gecelerce haftalarca ayrı kalmaya katlanıyor ,çocuklarına hem anne hem baba olmaya çalışıyordu.Mehmet de hangi gemide iş bulsa gidiyordu bu fakirliği bir nebze azaltmaya faydası olsun diye...Oluyor muydu ,pek de oluyor denemezdi ,dişten tırnaktan artırmanın sonu gelecek gibi görünmüyordu.
Bu durumu hafifletmenin bir yolu yoktu ama pencerenin önündeki geniş tahta pervaza koyduğu çeşit çeşit saksılara Lütfiye sevdiği çiçekleri dikerken yüreğine de mutluluk ekiyordu böylece ufak, büyük,rengarenk.Çiçekleri çok seviyordu her bakışında ona neşe mutluluk veriyor gamzeli yanaklarına tebessüm konduruyorlardı .
Kışın sakız sardunyalar ,yazın küpe çiçekleri ,fesleğenler..Arada bir kırmızı kıpkırmızı güller yetiştirmek istiyor ama ,pazardan parası yeterse aldığı gül fideleri bir türlü yeşermiyor,hemen kuruyor veya çürüyordu .Elimden gül olmuyor demekten başka sebep bulamıyordu.O hayal ettiği zamanlar eğer gelirse bir gün bahçesine sakız ağacı dikecekti ,akasya ağacı dikecekti bir de bir de iğde olacaktı mutlaka...
O sabah ,Mehmet i uyuyorken kalkmıştı yine ,camlarını açıp havalandırmıştı evceğizini .İki küçük odanın diğerinde çocukları karşılıklı yatıyordu ,gündüz üzerine pileli divan örtüsü serip duvara gelen kısımlarına da elde işlediği çeyizinden kırlentler koyup gece yatağa çevirdiği tahtadan yapılmış divanlarda..Yerde eskimiş kumaşlardan şerit haline getirilmiş sonra da kilimciye verilerek dokutulmuş kilimler vardı, köşede bir masa ve duvarda okul kitaplarının üzerine konduğu bir raf bütün eşyasıydı odanın .Ama ilerde kendi çocuklarının da ayrı ayrı odaları masaları kitaplıkları olacaktı inşallah .
Yatak odalarının kapısını ses çıkarmadan kapattı ve küçük mutfakta Allah ne verdiyse hazırlayıp ; çiçekli pencerenin önündeki masaya götürüp yerleştirmeye başladı.
Cam tabaklar içine peynir zeytin ,domates ,biber ve Mehmet ‘I nin çok sevdiği üzüm reçelini koymuştu .Çay demlenene kadar gidip sıcak ekmek alacaktı kocası evden ayrılırken aklında güzel anılar kalsın diye her zamanki gibi özenecekti .Hatta çocukları bile uyandırmayacak kocasıyla başbaşa olacak ona güzel sözler söylemesine fırsat verecekti.Onun olmadığı uzun günlerde ve gecelerde bu dakikaları tekrar tekrar yaşayacaktı zihninde ... Bu pencerede oturup akşam evlerine elinde ekmekle ,meyveyle dönen eşleri görünce ,içi bir burkuluyordu ve ama hemen gözünün önüne kocasını getiriyor ,konuştuklarını ,güzel şeyleri kurdukları hayalleri hatırlıyordu ona lazımdı bu anılar ve kocasının evde kalabildiği nadir zamanlarda hep anı biriktiriyordu sanki sonradan başına gelecekleri bilirmiş gibi...
Sofra hazır olunca omuzuna bir ince hırka alıp cebine bozuk para koyup sokağın köşesindeki Mümin bakkala gitmişti .Ekmeklerin durduğu önü camlı iki kapalı tahta dolabı açıp içinden soğumasın diye örtülerin arasına konmuş iki ekmek alıp .Mümin efendiye selam verip parayla beraber uzatmıştı .Mümin efendi de ekmekleri hep yaptığı gibi bir kağıdın arasına koyup vermişti ona
Oturdukları binanın eski ahşap merdivenleri her adımda ses çıkarıyordu .kendi evinin kapısını ittirip girdi içeri ,mutfaktan çayın kokusu geliyordu rutubeti bastıramasa da..Ekmekleri kesip içine örtü koyduğu plastik ekmek sepetine koydu. Masaya bıraktı radyoyu açtı ,pek sevdiği ‘’Acaba şen misin kederin var mı ne kadar yalnızım haberin var mı ? ‘’çalıyordu.Buruldu içi ,bir tuhaf oldu.
Kocasının yattığı odanın kapısını açtı.Yatağa yapışmış bir halde uyuyordu,derin ve düzenli nefes aldığını duyabiliyordu.Üzerindeki yorgan kaymış gövdesi açıkta kalmıştı.İri bir adamdı ama uyurken de bir o kadar masum ,korunmaya muhtaç oluyordu gözünde..Alnındaki terleri eliyle sildi,saçlarını geri ittirdi , yanaklarını öptü .
-Mehmet hadi kalk artık çay demlendi
Mehmet olmaz anlamına gelen sesler çıkarınca işinin kolay olmadığını gördü
-Hadi Mehmet ,saat kaç oldu bak ,geç kalmayayım diyordun ya akşam
-Tamam Leyla tamam insanı bir uyutmazsın zaten dedi bu yatağı ben ne kadar özlüyorum sen biliyor musun ?
-Bilmez miyim Mehmet im ah bilmez miyim ? ama yolcu yolunda demişler Kalk canım dedi ,içindense’’ O yatak da seni öyle özlüyor ki ‘’
-Önce bir gel sen bakalım deyip Mehmet onu çekivermişti yatağa aniden
-Sarılmış ,ayrılamamışlardı bir türlü
-Leyla be ,hiç kalkmak istemiyor canım ,hiç gidesim yok bu sefer
-Daha yeni döndün ya seferden Mehmet ‘im ondan o
-Bu gemi işi olmadık bir anda çıktı ama parası da iyi gitmemek olmazdı ya dediğin gibi yorgunluktan herhalde canım hiç gitmek istemiyor
Leyla içinde bir sıkıntı hissetmişti, o aslında hiç gemiye gitmesin istiyordu,Eski püskü bakımsız teknelerle yük taşıyorlardı can pahasına .Bir gidiyordu ,ondan sonra dönene kadar endişeyle ,merakla korkarak bekleyiş başlıyordu .Ama çareleri yoktu ki başka
İkisi de aynı şeyleri hissediyordu aslında ,özlem başlamadan hasret başlamıştı yine.Korku ,özleme karışmış başköşeye kurulmuştu ,onlar buna ne kadar aşinaydılar ne yazık ki.!
Çayları doldurup getirmiş oturmuştu kocasının karşısına.Sessizce kahvaltılarını etmeye başladılar.Leyla onun bozuk moralle gitmesini hiç istemiyordu her seferinde olduğu gibi biraz da rol yaparak neşeli görünmeye çalışıyordu. Başka konulardan konuşup ayrılığın havasını dağıtmaya çalışıyordu .
-Mehmet sen dönünce bu sefer bir kaç gün annemlere gideriz he ?Hep gelin diyor ya ben sensiz gitmek istemiyorum .Hem onları görürüz hem de erzak filan getiririz ne dersin dedi
-Olur a canım, dedi Mehmet geleyim de gideriz .
Leyla ya hiç kıyamıyordu Mehmet,öyle kanaatkardı ki,birini iki eden kadınlardandı o .Rahmetli anacığı hep derdi ‘’erkek seldir ,kadın bent ‘’Leyla yla yaşamak bunun ne anlama geldiğini öğretmişti ona.Sen dünyayı kazan kadın tutamadıktan sonra anlamı yok demekti yani bu .Yok dediğini duymamıştı Leyla sının yoksulluğun doruğunda yaşadıklarında bile.Hep bir ‘’olur geçer ,hallolur ‘’lafı olurdu güzel karısının dilinde.Arkadaşlarının anlattıklarını duyunca içi bir başka kaynardı Leyla ya .O Allahın ona vermediği çok şeyi telafi etmek için verdiği bir mükafat gibi bir şeydi.
Radyoda şarkılar çalıp onları bazen keder bazen sevince ortak etmeye devam ediyordu.Bu anlar ne kadar kıymetliydi bunu onlardan başka kimse bilemezdi.O masada o sabah, dünya onların ikisinindi sanki
Ağır ağır ,zaman geçmesin der gibiydiler,Mehmet çayı severdi hem de içine karanfil koyduğu çayı severdi ,yeteri kadar içince kaşığı bardağın üzerine ters bırakırdı anlardı o zaman Leyla yettiğini.
İşte o sabah bu sabahtı....Her şey yolunda ,herşey ilerideki güzel günlere bağlanmış ,umutlar yarınlara ertelenmiş sıradan başlanmış bir gündü .Mehmet kahvaltıdan sonra çocuklarıyla da masada oturmuştu uzun uzun.Sevmiş şakalaşmıştı çocuklarıyla,onlar merdivenlerden koşarak sokağa çıkıncaya kadar oyalanmış,sonra o da kalkıp giyinmiş yola çıkmaya hazırlanmıştı.Leyla yastığın altına koyduğu cevşeni çıkarıp getirmiş gömleğinin düğmesini açıp kocasının göğsünü öpüp boynuna takmıştı içinden okuduğu duayı üzerine üfleyerek
-Allah seni korusun Mehmet ’i m ,Allah seni önce çocuklarına bağışlasın ,sonra bana demişti ,sarılıp kalmıştı kocasına..
Aradan sekiz gün geçmişti .Bir sabah bu pencerede oturup dantelini örüyordu yine Leyla.Çocukların sesi sokaktan geçen satıcıların sesine karışıyordu.Leyla nedenini bilmediği bir ağırlık bir sıkıntı hissediyordu ,içi daralıyordu bu sabah .Havadan mı ne diye düşünüyordu ?
Birden aşağıdan kızının sesini duydu.Ona sesleniyordu .Çiçeklerinin arasından başını uzattı;
-Kızım ne var ne oldu dedi ?
Kızının yanında iki adam vardı tanımadığı adamlar.Onun sesini duyunca yukarı baktılar;
-Yenge hanım biraz konuşmamız lazım dediler
Leyla buz kesmişti,kımıldayamıyordu bile
-Anne seninle konuşacaklarmış diye tekrarlayan kızının sesiyle kendine geldi
-Tamam iniyorum dedi
Üç kat kırık dökük tahta merdivenlerden uçtu sanki aşağıya anlamıştı anlamıştı ...
Ölüyordu anlamıştı,o adamlar onun hayatını bitireceklerdi anlamıştı,biliyordu bunu.
Adamlar beceriksizce sözcüklerle anlatmaya çalıştılar .Mehmet inin de içinde olduğu gemi uluslararası sularda fırtınaya yakalanmış ve batmıştı .SOS sinyallerine hava koşulları nedeniyle geç cevap gelmiş kurtarma ekipleri gelince denizden çoğu ölü olan denizcileri toplamışlardı yaralılar ve kayıplar da vardı ,ve kayıp üç kişiden biri de Mehmet Demir di .Çok arama yapılmıştı fakat bir sonuç alınamamıştı .
Leyla ölmüş dirilmişti dinlerken ...Gözlerinden sel gibi yaş akıyordu .Ağlıyor ağlıyordu..
Dünyanın sonu böyle birşeydi demek ki.
Duyması gerekenleri duymuştu evine döndü ,günlerce doldu taştı evi ,konu komşu yalnız bırakmıyorlardı Leyla yı
Hergün birileri yemekler yapıp getiriyor çocuklarına göz kulak oluyorlardı,Leyla kocasını pencerenin önünde ,uğurlarken arkasından el salladığı yerde bekliyordu...Ölmüş olsa cenazesi bulunurdu çıkardı bir yerlerden Deniz aldığını geri verirdi er ya da geç ama mutlaka .Ölmemeşti Mehmet I ,bulunamadığına göre bunca zamandır, ölmemişti ..O halde o gelecekti bir gün mutlaka gelecekti....Mehmet olmadan hayat olur muydu ki ? Mehmet ona böyle bir kötülük yapabilir miydi ölerek?
Aradan aylar yıllar geçmiş Mehmet den bir ses bir nefes gelmemişti.Denizcilik şirketi zaten en baştan işin içinden çıkmanın yolunu bulmuştu .Hesabını kim soracaktı ki ellerine üç beş kuruş tutuşturmuşlar kapanmış gitmişti olay Leyla her kapı çalınınca beklediği gelmişcesine yüreği hoplayarak kulak kabartıyordu ,her postacıyı gördüğünde bir mektup olur mu ondan diye umutlanıyordu ...Her gün bekliyor ,her sorulduğunda gelmeyişini izah etmek için makul mazeretler bulabiliyordu...umudu hiç bitmiyordu.Giden gittiği yere dönecekti ama sağ ama ölü Dönene kadar bekleyecekti onu...Umudunu kestiği hiç olmamıştı.Kurduğu hayallerde Mehmet le annesine gitmek de vardı ,saçını kestirmek için Mehmet in iznini almak da,hayatı Mehmet ‘e ayarlı bir saatti sanki.Onun yattığı tarafa hiç geçmemişti yatakta.Dolaptaki kareli gömleği geldiğinde hazır bulsun diye arada çıkarıp yıkayıp ütüleyip yeniden asıyordu.O kareli gömlek ne kadar da yakışıyordu Mehmet ‘e.Dolabın kokusu sinmiş mi diye sık sık kontrol etmesi bundandı işte.İçinden hep söylediği şarkı ;
Kalbimin sahibi sensin,orda yalnız sen varsın
Benim için sen her şeysin,neş'esin,hayatsın
Ömrüm geçipte saçlarıma beyazlar dolsa bile
Benim için sen her şeysin,neş'esin,hayatsın.
Hep bir ümit yeşertmekti ,umutla beklemekti bütün yaptığı…
Çocuklar büyümüş okumuş para kazanacak hale gelmişlerdi Annelerini onun artık gelmeyeceğine inandırmaları mümkün olmamıştı .Artık bu çok eskimiş dökülmüş evden taşınıp gitmek için Leyla yı ikna edememişlerdi .
-Siz gidebilirsiniz demişti.Babanız gelmeden ben bu evden ayrılamam. Dönünce burada olmam lazım.Hayatı beklemekle bitiyordu Leyla nın Kime daha çok yakışırdı ki o şarkı ;
Gittin bırakıp sevgimi soldurmadı yıllar
Hâlâ geleceksin diye aşkın beni bağlar
Kumral saçımın üstüne serpildi beyazlar
Hâlâ geleceksin diye aşkın beni bağlar
Çocukları kendi hayatlarını kurup gitmişlerdi .Zaman içinde onu hep kollayarak eksik olanının yerine asla konamayacağını bilerek ,anlamaya çalışmışlardı .Babaları denizde yitirmişti hayatını ,annelerini ise ümidini koruyarak bu pencere önünde bitirmişti ömrünü.O büyük acı içinde kaybolmuştu ,gençliği ,hayalleri kadınlığı,herşeyi
Bir akşam üstü çiçeklerine bakarken dalıp gidivermişti sonsuz uykuya .Oğlu her akşam yaptığı gibi evine giderken uğramıştı yine ve anneciğini uyur gibi bulmuştu..Yüzünde bir tebessümle gitmişti Mehmet ‘inin yanına .Son kelimesini duyan olmamıştı Leyla ‘nın saksıdaki sardunyalarından başka.
Bir de Mehmet duymuştu mutlaka,kavuşmuşlardı mutlaka .İki yarım hayat bir tam hayat olabilmiş midir?
Bu çiçek işte o Leyla nın çiçeği ...Leyla nın yitip giden ,solan yaşamına inat hiç solmadan ondan sonra kimsenin yaşamadığı o eski evin penceresinin önünde bekliyor belki bir gün Mehmet döner diye.
Sevgililer ölür ,ama sevgiler ölmez …bir yerlerde ince ,duygulu bir ses o şarkıyı söyler;
Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır
Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.
Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır
Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.
ELLERİ HEP BOŞ KALAN KADINLARA
7 Temmuz 2015