Japonca’da kelime olarak yumuşaklık sanatı-tekniği anlamına gelmektedir. Geleneksel Japon savaş sanatlarındandır. Rakibin saldırı ivmesinden faydalanarak, vuruş, tutuş, fırlatma, ve eklem-bilek kilitleri gibi tekniklerle etkisiz hale getirmeye çalışmak üzerine kurulu uzun ve çok tekrara dayanan bir eğitimi vardır. Judo ve Aikido gibi benzer savaş sanatları, jujutsu tekniklerinden yola çıkılarak tü
retilmiştir.JiuJitsu-Jujitsu-Jujutsu aynı manaya gelmekle birlikte stillerede atfedilmiş olarakta kullanılmaktadır. Japonya’da feodal zamanlarda, Samurai sınıflarının eğitildiği ve kendi özel savaşlarına uygun hale getirildiği silahlarını kullanamadıkları zaman baş vurdukları çeşitli askeri sanatlar ve eğitimler vardı. Jujutsu sanatı bunların arasındadır. Jujutsu kelimesi, yumuşaklık veya uyum sağlamak sureti ile mücadeleyi kazanma sanatı olarak tercüme edilebilir. Jujutsu’nun ana prensibi kuvvete karşı kuvvet uygulamak değil, aksine kuvvete uyum sağlamak ile mücadeleyi kazanmaktır.Feodal sistemin ortadan kalkışından buyana bu sanat bazı zamanlarda kullanılmaz oldu. Fakat günümüzde Japonya’da, bazı önemli değişikliklerine rağmen bir savaş sistemi olarak çok popüler oldu ve ayrıca fiziksel eğitim metodu olarak değeri başkent’te birkaç Ju-Jutsu okulunun kurulması ile anlaşıldı. Ju-Jutsu feodal zamanlardan buyana Yawara, Tai-jutsu, Kogusoku, Kempo, Hakuda gibi çeşitli isimlerle tanındı. Jujutsu ve Yawara isimleri en çok bilinen ve kullanılan isimler oldu. Sanatın tarihini izlerken, ben
zer araştırmalarda alışık olmayan zorluklarla karşılaşılır, bunlar sanata ait bir çok literatürlerdeki güvenilmezlik , konu hakkındaki basılı kitapların az sayıda olması ve çeşitli okullara ait elyazmaları sayısız miktarda iken bunların pek çoğu çelişkili ve yetersiz olmasıdır. Yeni okulların kurucuları sık sık tarihi kendi amaçlarına uydurmuş gibi görünmektedirler. Bu nedenle, Jujutsu’nun doğuşu ve yükselişinin tutarlı ve açık bir hikayesi için gerekli materyalleri bulmak çok zordur. Fakat açıkça yazmak gerekirse tüm uzak doğu sporları veya sanatları için bu gerçek böyledir. Çünkü ilk zamanlarda, tarihe ve sanata ait bilgi, çeşitli okulların öğretmenlerinin egemenliğindeydi ve bunlar bilgileri öğrencilerine bir sır olarak aktarırlardı. Bunu bu bilgilere kutsal bir görünüm vermek için yaparlardı. Bu davranışlar ve Japonya’daki feodal sistemin bir sonucu olarak da, bir bölgenin diğerinden yalıtılması çeşitli okulların öğretmen ve öğrencilerinin arasındaki tanışıklığı çok engelledi. Bu nedenle Ju-Jutsu’nun ve diğer uzak doğu sanatlarının tarihine ait tamamen farklı ve çoğunluklada çelişkili hikayeler aktarıldığına inanılmaktadır. Şu unutulmamalıdır ki, Jujutsu’ya öğrencilerin ilgisi, ülkedeki gelişimi ve yükselişinden ziyade, daha çok sanatın uygulanmasındaki başarıya odaklanmıştır. Jujutsu’nun kökenine dönersek, bilindiği gibi çeşitli hikayeler verilir. Feodal zamanlar içinde uygulanmış farklı savaş sanatlarının saygın ustalarına ait kısa biyografilerin bir koleksiyonu olan Bugei Sho-den içinde, Kogusoku ve ken hikayeleri verilir. Kempo ile aynı olan bu iki sanat birbirlerinden farklıdır. Birincisi tutma ve yakalama sanatı olarak ve diğeri ise yumuşaklık ile zafer kazanma sanatı olarak tanımlanabili,. Kogusoku sanatı bir Sakushiu yerlisi olan Takenouchi’ye atfedilir. Söylenilir ki Tenbun’un birinci yılında, (1532) bir büyücü hiç beklenmedik bir şekilde Takenouchi’nin evine gelir ve ona bir adamı tutmanın beş yolunu öğretir. Ondan sonra yürür gider ve nereye gittiğini söylemez. Ken sanatının doğuşu ise şu şekilde anlatılır: Chingempin isimli bir adam Min hanedanının çöküşünden sonra ülkesini terk eder ve Çin’den Japonya’ya gelir ve Azabu’da Yedo’da (daha sonra Tokyo) Kokushoji isimli bir Budist tapınağında yaşar. Orada aynı tapınakta üç asi samurai (Ronin) da yaşamaktadır, Bunlar Fukuno, Isogai ve Miur’dır. Bir gün Chingempin onlara Çin’de bir adam tutma sanatı olduğunu, bu sanatın uygulanışını kendisinin gördüğünü fakat prensiplerini öğrenemediğini anlatır. Bunu duyduktan sonra üç adam araştırmalar yapar ve daha sonraları çok usta olurlar. Jujutsu ile aynı olan Ju’nun kaynağı bütün ülkeye yayılan bu üç adamdan izlenilir. Aynı hikayede sanatın prensipleri belirtilir. Bu prensipler şöyledir:
*Rakibe karşı koyulmayacak aksine zafer yumuşaklıkla kazanılacak
*Tekrarlanan zafer hedeflenmeyecek
*Zihin (boş) sakin ve huzurlu tutularak ağız dalaşına girilmeyecek.
*Çevredeki şeylerden rahatsız olunmayacak
*Her ne acil durum olursa olsun telaşlanılmayacak aksine sakin olunacak
Ve tüm bunlar için, solunum kurallarına önem verilecek. Farklı Japon savaş sanatı okullarının kurucularının biyografilerinin bir kitabı olan Bujutsu ryu Soroku’da kesinlikle aynı hikaye Kogusoku’nun doğuşu ile ilgili olarak verilir ve Jujutsunun benzer bir hikayesi. Ayrıca Miura’nın yaklaşık olarak 1560 yıllarında yaşamış olduğu belirtilir. Kito okulu öğretmenlerinin öğrencilerine verdiği bir sertifika olan Chinomaki’de biz bu sanatın kısa bir tarihini ve onun temel prensiplerini bu okulun öğrettiği şekliyle bulmaktayız, Yazım tarihi Kuanbun’un 11.yılı (1671). Buna göre bir zamanlar silahsız olarak savaş sanatı öğrenen Fukuno adında bir adam vardı ve sanatta o kadar üstün oldu ki kendinden çok daha güçlü insanları yendi. Bu sanat önceleri çok fazla yayılmadı, fakat onun Miura ve Terada isimli iki ayrı okulların kurucuları olan iki öğrencisi özellikle meşhur oldular. Miura tarafından öğretilen sanata wa denildi (Yawara). Terada tarafından öğretilen sanata Ju denildi (Jujutsu). Yukarıdaki belgede, Fukuno’nun yaşadığı zaman periyodundan bahsedilmiyor, fakat diğer bir el yazmasında görülüyor ki Kuanbun’un 11. yılından (1671) önce olmak zorundadır. Owari meisho dzue, Chingempin’e ait bir hikaye veriyor. Buna göre Chingempin Çin’de Korinken’in bir yerlisi idi ve Min hanedanının bitişinde oluşan sorunlardan kurtulmak için Japonya’ya kaçmıştı. Prens Owari tarafından içtenlikle kabul edildi ve Nagoya’da Kenchuji’de bulunan mezar taşında belirtildiğine göre 85 yaşında 1671 yılında orada öldü. Aynı kitap içerisinde Kenpohisho’dan alıntı yapılan bir pasaj anlatır ki, Chingempin Azabu’da Kokushooji’de yaşadığı zaman, üç asi samurai Fukuno, Isogai ve Miura aynı zamanda orada yaşıyordu ve Chingempin onlara Çin’de bir adam tutma sanatı olduğunun kendisinin tarafından görüldüğünü söyledi. Neticede bu üç adam bunu duyduktan sonra bu sanatı araştırdılar ve sonuç olarak Kitoryu olarak isimlendirilen bu sanatın okulu kuruldu. Bu konu hakkında otorite olarak kabul edilen Sen tetsu so dan isimli bir kitapta Chingempin Çin kronolojisine göre muhtemelen Banreki’nin 15. yılında (1587) doğduğu, Nagoya’da Manji’nin ikinci yılında (1659) Gensei adında bir rahip ile yakından tanıştığı belirtilir. Ikisi Gen gen sho Washu adında bazı şiirler yayınladılar. Kiyu sho ran isimli diğer bir kitapta Chingempin’in Japonya’ya Manji’nin ikinci yılında (1659) geldiği nakledilir. Yine genel olarak anlaşılıyor ki, Min hanedanının yıkılışı üzerine, ünlü bir Çinli bilgin Shunsui Manji’nin ikinci yılında (1659) Japonya’ya gelmişti. Bu çeşitli hikayelerden açıkça görünüyor ki, Chingempin Japonya’da Manji’nin ikinci yılından sonra bir süre yaşadı. Bu durumda Miura’nın Eiroku zamanında yaşadığını belirten Bujutsu rusoroku’nun ifadesine kuşkuyla bakılmak zorundadır. Şimdiye kadar verilen hikayelerden açıkça belli ki Chingempin daha sonraki bir zamanda yaşadı ve Miura’nın çağdaşı idi. Jujutsu’nun ortaya çıkışına ait çeşitli sanat okullarına ait diğer hikayelere de bakmak zorundayız. Yoshinryu isimli okul tarafından verilen hikaye şöyledir: Bu okul Hizen de Nagazakili bir doktor Miura Yoshin tarafından başlatıldı. O Tokugawa shogunlarının ilk zamanlarında büyüdü. Zihin ve bedenin beraber kullanılmamasının birçok hastalığın sebebi olduğuna inanarak, Jujutsu’nun bazı metotlarını keşfetti. Tıp ile ilgilenen iki öğrencisi ile birlikte bir rakibi tutmanın 21 yolunu ortaya çıkardı. Daha sonra 51 tane daha buldu. Ölümünden sonra öğrencileri bu sanatı öğreten iki ayrı okul kurdular. Bunlardan bir tanesi okula öğretmeninin ismini vererek Yoshinryu dedi, diğeri ise okuluna yine öğretmeninin ismini vererek Miura-ryu dedi. Diğer hikaye, Tenjin Shinyoryu taiiroku isimli elyazmasındandır. Orada Tenjin Shinyoryu’nun kurucusu Iso Mataemon ile öğrencisi olan Terasaki arasında bir diyalog geçer ve Jujutsu’nun doğuşu şu şekilde nakledilir: Bir zamanlar Nagazaki’de Akiyama adında bir doktor yaşıyordu. Bu doktor tıp öğrenimi için Çin’e gitmişti. Orada Hakuda adı verilen ve tekme ve vuruşlardan oluşan bir sanat öğrendi. Burada not düşebiliriz ki bu sanat temel olarak tutuş ve atış olan Jujutsu’dan farklı idi. Akiyama bu Hakuda’nın üç metodunu ve bir adamı ölümden döndürmenin 28 yolunu öğrendi. Japonya’ya döndüğü zaman, bu sanatı öğretmeye başladı fakat az sayıda metot bildiği için öğrencileri sıkıldı ve onu terk ettiler. Akiyama bu olay üzerine çok üzüldü ve Tsukushi’deki Tenjin tapınağına gitti ve orada 100 gün ibadet etti. Burada 303 sanatın farklı yöntemini keşfetti. Buna götüren şey ise aynı derecede gariptir. Bir gün, bir kar fırtınası esnasında, dalları kar ile kaplı bir söğüt ağacını gözlemledi. Dik olarak duran ve fırtınanın önünde kırılan çam ağacının aksine, söğüt ağacı dallarındaki karın ağırlığı altında bel veriyor, eğiliyor fakat kırılmıyordu. Jujutsu’nun mutlaka bu şekilde uygulanması gerektiğini düşündü. Böylece okuluna Yoshinryu ismini verdi. Söğüt ağacının ruhu okulu. Taiiroku’da Jujutsu’yu Chingempin’in Japonlara tanıttığı yadsınır aksine Akiyama’nın Çin’den gelen bu sanatın bazı özelliklerini tanıttığını doğrular iken, bu sanatın orijinin Çin olduğunu düşünmek “bizim ülkemiz için bir utançtır” diyerek ilavede bulunur. Bizde bu görüşe katılıyoruz. Bize öyle geliyor ki aşağıdaki sebeplerden bu sanatın çıkış ve gelişim yeri Japonya’dır: