SiyahBeyaz Akademi

SiyahBeyaz Akademi Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from SiyahBeyaz Akademi, Professional Sports Team, Aksaray.

64 KARENİN ÖTESİ (2)'Satrançta mutluluk yoktur'(Celal Üster’in 21 Temmuz 2011 tarihli yazısı [1] aşağıda.  Üster 2020’de...
10/06/2022

64 KARENİN ÖTESİ (2)
'Satrançta mutluluk yoktur'

(Celal Üster’in 21 Temmuz 2011 tarihli yazısı [1] aşağıda. Üster 2020’de yayımlanan Bir Çevirgenin Notları Kitabında’da [2] konuya yer ayırmış.)
1972 temmuzuydu. Demek, yirmi beş yaşındaymışım. İzlanda'nın başkenti Reykjavik'te Dünya Satranç Şampiyonluğu karşılaşması oynanıyordu. Masanın başında, unvanı elinde tutan Sovyet büyükusta Boris Spassky ile Amerikalıların 'dâhi çocuğu' Bobby Fischer oturuyordu.

Karşılaşma Soğuk Savaş'ın satranç tahtasındaki yansımasına dönüştürülünce basının büyük ilgisini çekecek; 'Yüzyılın Maçı' diye adlandırılarak gazetelerin başsayfalarına kurulacak; eylül ayına kadar süren maçın sonunda Fischer'ın aldığı yengi, Sovyet oyuncuların son çeyrek yüzyıldır saltanat sürdükleri bir alanda 'ABD'nin zaferi' olarak tanımlanacak; Hollandalı büyükusta Jan Timman, Fischer'in zaferini, 'koca bir imparatorluğu alt eden yalnız bir kahramanın öyküsü' diye nitelendirecekti.

Fischer, kameraların önünde oynanan ilk iki oyunu yitirdikten sonra bu koşullarda oynayamayacağını bildirmiş; maçın, kameraların bulunmadığı içeriki odalardan birine taşınmasından sonra üstünlüğü ele geçirmiş; izleyen 19 oyunun 7'sinden üstünlükle çıkmış, yalnızca 1'ini yitirip 11 beraberlik alarak maçı 12½ - 8½ kazanmış; 11. Dünya Satranç Şampiyonu olmuştu.

1972 yazı, Mamak Askerî Cezaevi'ndeki ilk yazımdı. Fischer-Spassky maçını televizyondan izleyemesek de, zaman zaman elimize geçen gazetelerden bir ölçüde izleyebiliyorduk. Ama karşılaşmanın eylül ayında tamamlanmasının ardından Bilgi Yayınevi'nin bastığı kitabın içeriye girmesiyle, koğuşta gerçek anlamda bir 'satranç patlaması' yaşanmıştı.

Kitap, Fischer ile Spassky arasındaki şampiyonluk karşılaşmasının tüm oyunlarını içeriyordu. Çok geçmeden, satranç takımları getirtildi Mamak'a. Fischer ile Spassky arasındaki olağanüstü zihinsel ve ruhsal boğuşma, tüm dünyayı etkisi altına alıp satranç oyununu yeniden insanlığın gündemine taşırken, cezaevinin parmaklıklarından içeri sızmış, koğuşta nerdeyse bir satranç manyası yaratmıştı.

Bilgi'den çıkan kitaptaki oyunları satranç tahtası üstünde tekrar tekrar oynuyorduk. 'Satranç nöbeti' bir süre sonra koğuştaki satranç meraklılarını da aşacak, o güne kadar hayatındaki satranç oynamamış arkadaşları da saracak, hararetli turnuvalar düzenlenmeye başlayacaktı.

İşte, o günlerde, Britanyalı büyükusta Harry Golombek'in The Game of Chess (Satranç Oyunu) adlı kitabını getirttim içeriye. Golombek, belki uluslararası satrançta doruklara erişmiş bir oyuncu değildi, ama üç kez Britanya şampiyonu olmakla kalmamış, dünyanın en iyi satranç eğitmenleri, hakemleri ve yazarları arasına girmişti. O sıralar The Times gazetesinin satranç yazarıydı. 1963 yılında Mihail Botvinnik ile Tigran Petrosyan arasındaki dünya satranç şampiyonluğu karşılaşmasını yönetmişti. 1954'te yayımlanmış olan Satranç Oyunu adlı kitabı ise satranç öğrenmek isteyenler için temel bir başvuru kaynağıydı.

Sonunda, bir de baktım, koğuşun pencerelerinden birinin önündeki yemek masasının başına oturmuş, önümde yaz makinem, sağımda kitap, solumda satranç tahtası, Satranç Oyunu'nu çeviriyorum. Golombek'in gösterdiği ve açımladığı oyunları tek tek oynayarak'

Blaise Pascal, 'Satranç zihnin cimnazyumudur' demişti ya, gerçekten de, Fischer-Spassky maçının tutuşturduğu satranç yalımları bir süreliğine de olsa koğuşu bir 'zihin cimnazyumu'na çevirmişti. Hapishanenin ağır koşullarını bir ölçüde hafifleten, zihnimizi canlı tutmamızı sağlayan, bizi baskılara karşı daha dirençli kılan bir 'cimnazyum'... Ne ki, Isaac Asimov'un dediği gibi, 'satrancın tersine, oyunun, hayatta mattan sonra da devam ettiğinin' ayırdında değildik henüz'

Korkunç bir oyun

Şimdi anımsıyorum, Viyanalı 'novella büyükustası' Stefan Zweig'ın Satranç ya da Satranç Öyküsü adlı yapıtını da o sıralar Mamak'ta okumuştum. Dönüp geriye baktığımda, insanın bir kitabı okurken içinde bulunduğu koşulların, kitabı okuyuşunu, yorumlayışını da etkilediğini düşünüyorum.

Satranç Öyküsü, Nazilerin baskısı yüzünden Avrupa'yı terk etmek zorunda kalan, 1940'ta Brezilya'ya göç eden, yalnızlık ve düş kırıklığı içinde karısıyla birlikte intihar eden Zweig'ın kaleme aldığı son kitaptı. Zweig, kitabı, 1942'deki intiharından birkaç gün önce Amerikalı yayıncısına göndermiş, yapıt yazarın ölümünden hemen sonra yayımlanmıştı. Satranç Öyküsü, Zweig'ın, onu ölüme sürükleyen Nazileri psikolojik bir yaklaşımla da olsa ele aldığı tek kitabıydı aynı zamanda. Nazilerle oynanan korkunç bir 'oyun'un metaforuydu satranç.

Geçenlerde, New Yorklu yönetmen Liz Garbus'un, Bobby Fischer'ın yaşamöyküsünü anlatan bir belgesel çektiğini okuyunca, belleğimde, Mamak'taki 1972 yazı canlanıverdi işte.

Garbus, daha önceki belgesellerinde de hep toplumsal konuları işlemiş bir yönetmen. 1998'deki çektiği The Farm'da (Çiftlik) Louisiana'daki bir hapishanenin acımasız yaşam koşullarını; 2002'de gerçekleştirdiği The Ex*****on of Wanda Jean'de (Wanda Jean'in İdamı) sevgilisini öldürmekten yargılanan Wanda Jean Allen'ın idam edilmekten kurtarılması için verilen savaşımı; 2009'da çevirdiği Shouting Fire'da da ifade özgürlüğü hakkının ABD'de nasıl ayaklar altına alındığını işlemiş.

Garbus'un bu yıl gerçekleştirdiği Bobby Fischer Dünyaya Karşı adlı belgesel ise, bunalımlı bir çocukluk ve ilkgençlik yaşamış olan bu satranç dehasını 'bir birey olarak' ele alıyor; Garbus, önceki belgesellerindeki mahkûmlar, idam hükümlüsü Wanda Jean ve ifade özgürlüğü hakkı çiğnenenlerde olduğu gibi, Fischer'le empati kurmaya çalıştığını söylüyor.

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük satranç oyuncularından biri olan Fischer'ın yaşamı gerçekten de karabasanlarla dolu.

1943'te Chicago'da doğan Bobby Fischer, satranç taşlarının nasıl hareket ettiğini altı yaşında öğrenmiş. Annesi Regina'nın, tıp okuyabilmek için, oğlunu uzun süreler yalnız bıraktığı, Bobby daha onlu yaşlardayken kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldığı söyleniyor. Nitekim, sonunda annesini reddetmiş. Ne ki, Garbus'un belgeselinde dokunaklı bir sahne var: Fischer 2008'de, yıllar önce dünya şampiyonluğunu kazandığı Reykjavik'te öldüğünde, başucunda annesinin fotoğrafı bulunuyor.

Belgeselde konu edilen bir söylentiye göre, Bobby Fischer, resmî kayıtlarda, Alman asıllı bilim insanı Hans-Gerhardt Fischer'ın oğlu olarak görünüyor; ama gerçek babasının, Regina'nın bir dönem aşk yaşadığı Macar fizikçi Paul Nemenyi olduğu ileri sürülüyor.

Anlaşılan, daha çocukluk çağında, satrancın katı kurallarını yaşamın karmaşık gerçeklerine yeğlemiş Fischer. 1958'de ilk kez ABD şampiyonluğunu kazandığında henüz on beş yaşında. Ertesi yıl da, kendini tümüyle satranca adayabilmek için okuldan ayrılmış. 1972'de dünya şampiyonluğu için Spassky'nin karşısına oturmadan hemen önce, dünya şampiyonluğu adaylığı finalinde eski şampiyon Petrosyan karşısında bir oyun yitirmesine karşılık beş oyun kazanmış.

'Kaçığın teki'

Spassky'yi alt ederek dünya şampiyonluğu unvanını Sovyetler Birliği'nin elinden alıp ABD'ye getirince bir 'Soğuk Savaş kahramanı' olarak yüceltilen Fischer'ın, çok geçmeden ülkesine sırt çevirmesi, vergilerini ödemeyi reddetmesi ve 1992'de Yugoslavya'da kan gövdeyi götürürken BM yaptırımlarını hiçe sayarak Sveti Stefan ve Belgrad'da Spassky ile yeniden oynamayı kabul etmesi; daha da şaşırtıcısı, New York'taki 11 Eylül saldırılarından sonra bir radyo söyleşisinde olayı 'harika bir haber' olarak nitelemesi, özellikle ABD'de dışlanmasına ve 'kaçığın teki' olarak görülmesine yol açmış.

Oysa, 'ABD ve İsrail yıllardır Filistinlileri katlediyorlardı; şimdi bakın, ABD'nin başına neler geldi!' demesi, pek de 'kaçığın teki' olmadığını gösteriyor bana kalırsa.

Fischer'ın yaşamöyküsüyle ilgili en ilginç çalışmalardan biri, Frank Brady'nin Endgame: Bobby Fischer's Remarkable Rise and Fall (Oyunsonu: Bobby Fischer'ın Olağanüstü Yükselişi ve Düşüşü) adlı kitabıdır bence.

Garbus'un belgeseline dönersek, Türkiye'ye getirilir mi, bilmiyorum; ama anlaşıldığı kadarıyla, bir insanın trajik yaşamını mercek altına aldığı kadar, Lord Byron'ın dediği gibi 'yaşamın satranç için çok kısa olduğunu' da ortaya koyuyor bu 90 dakikalık film.

Kim bilir, H. G. Wells haklıydı belki de: 'Hiçbir şey satranç kadar vicdan azabı vermez insana. Satranç, insanoğluna yöneltilmiş bir lanettir. Satrançta mutluluk yoktur''

[1] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/satrancta-mutluluk-yoktur-267882

[2] Celal Üster, Bir Çevirgenin Notları, Can yayınları, 2020.

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (5) : İLGİ KISITLILIĞIResimdeki kitabın [1] başlarında, 2761 ELO’ya, dünya sıralamasında dördün...
13/04/2022

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (5) : İLGİ KISITLILIĞI
Resimdeki kitabın [1] başlarında, 2761 ELO’ya, dünya sıralamasında dördüncülüğe kadar yükselebilmiş Michael Adams’ın satranç serüvenini kendi bakış açısından anlatan babasının şu cümlesini not almıştım :
“Michael always showed an intense interest in everything that appealed to him, but absolute boredom and disinterest in other things, whereas Janet would dabble in most things and go on to something else.”
Mealen, oğlunun kendisini cezbeden şeylere daima yoğun bir ilgi gösterip diğer şeyleri mutlak bir ilgisizlik ve can sıkıntısıyla karşıladığını, (1,5 yaş küçük) kızının ise tam tersine ‘maymun iştahlı’ olduğunu belirtiyor. Nitekim Michael 5-6 yaşlarında kendisine dama öğretmek isteyen babasına karşı koyup, önce satranç taşlarına, sonra satranca takıntı derecesinde ilgi göstermesi, satrancı hiç bilmeyen babasını satranç öğrenmek zorunda bırakıyor. 8 yaşındayken İngiliz Satranç Federasyonu yeteneğini tespit edip üst düzey antrenörlerle çalışma imkânı sağlayınca da satrancın zirvesine giden yolu açılmış oluyor.
Benim izlenimim de genellikle erkek çocukların ilgilerinin daha dar ve daha derin, kız çocukların ilgilerinin ise daha geniş ve daha yüzeysel olduğu şeklinde. Bu izlenimin bilimsel bir dayanağı var mı diye araştırmak için, “restricted interests” ve benzeri anahtar kelimelerle arama yaptığımda, neredeyse tamamen otizm literatürüyle karşılaştım. İlgi kısıtlılığının neredeyse otizmle özdeşleştiğini ve sosyal ilişkilerin kalitesiyle birlikte otizmin teşhisinde kullanılan en temel belirti olduğunu gördüm.
Cambridge Üniversitesi Otizm Araştırma Merkezinden dünyaca meşhur akademisyen Simon Baron-Cohen ve ekibi hem benim izlenimimi doğrulayan hem de sebebini açıklayan bir araştırma yapmış [2]. Hamileliği sırasında (16-22’inci haftalar arasında) amniyosentez yapılan katılımcı annelerin (35’i erkek, 23’ü kız) 58 sağlıklı çocuğunun o dönemde maruz kaldığı testosteron seviyeleri (fT-cenin testosteronu) belirlenmiş. Testosteron seviyesindeki farklılığın sebep olduğu beyin anatomisindeki cinsiyet farklılaşması büyük oranda12-18’inci haftalarda olduğu için amniyosentez dönemiyle hemen hemen örtüşüyor. Ayrıca, 4 yaşındaki çocukların sosyal ilişki kalitesi ve ilgi kısıtlılığını ölçen anketler annelerce cevaplanmış. fT ile sosyal ilişki kalitesi arasında negatif korelasyon (ters orantı), erkek çocuklardaki ilgi kısıtlılığı ile pozitif korelasyon tespit edilmiş.
Otizm erkeklerde kadınlardan 4 kat, Asperger sendromu ise 8 kat daha fazla görülüyor. Araştırma sonucu hem bu durumu açıklamak için, hem de Simon Baron-Cohen’in otizm spektrumu bozukluklarının beyindeki cinsiyet farklılaşmasının aşırıya kaçmasından kaynaklandığını öne süren teorisi için dayanak oluşturuyor.
Kendisi ve hayranları kabul etmese de, Magnus Carlsen’in otistik veya Asperger sendromlu olduğu iddiaları var. Bu iddiaların bir kısmı bu alanda uzman kişiler ait. Örneğin birisi üşenmemiş, Carlsen’de gözlemlediği tam 59 otistik özelliği sıralamış ve Carlsen’in az buz değil, bayağı bir otistik olduğunu belirtmiş [3].
Bir de yine erkeklerde (6 kat) daha fazla görülen Savant sendromu var. Satranç dahil çeşitli alanlarda dahi seviyesinde çok üstün yetenek/beceri sergileyenler için öne sürülür. Örneğin Stefan Zweig’ın meşhur romanındaki satranççı karaktere Savant sendromu teşhisi koyan ve romanı psikiyatri-nöroloji açısından inceleyen bir makaleye rastladım [4]. Satranççıların kişilik profillerine ilişkin araştırmalara ayrıca değineceğim. Şimdilik, GATA çocuk psikiyatrisi anabilim dalından iki akademisyenin Savant sendromunu ele alan makalesinden [5] cümlelerle bitiriyorum :
“Dar ilgi alanlarında tekrarlayıcı davranışlarla ilgilenme eğilimi otistikler için her zaman bir dezavantaj değildir. Örneğin bu yatkınlık diğer bilişsel, emosyonel ve/veya fiziksel yeteneklerle birlikte olduğunda, o yeteneğin ortaya çıkma olasılığını artırır. Asperger kendi hastalarının kişilik özelliklerinin yüksek düzey beceri gelişimini kolaylaştırdığını savunmuştur. Obsesyon ve kısıtlı ilgi alanlarının Savant yeteneklerinin gelişiminde rol oynayabileceğini destekleyen kanıtlar mevcuttur..”
[1] Bill Adams, Michael Adams, “Development of a Grandmaster”, Pergamon Chess, 1991.
[2] R. Knickmeyer, S. Baron-Cohen, P. Raggatt, K. Taylor, “Foetal testosterone, social relationships, and restricted interests in children”, Journal of Child Psychology and Psychiatry 46(2), 198–210 , 2005.
[3] Brent Anderson, “Is Magnus Carlsen autistic?”, 30 Haziran 2019, https://www.quora.com/Is-Magnus-Carlsen-autistic
[4] L.C. Álvaro González, A. Álvaro Martín del Burgo, “Intelligence and neurological disease in Stefan Zweig's Chess Story, Neurosciences and History, 3(1), 30-41, 2015.
[5] İbrahim Durukan, Tümer Türkbay, “Savant Sendromu: Klinik ve Nöropsikolojik Özellikleri”, Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2(2):237-253, 2010.

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (4) : RİSK ALMA"Basitçe, karar = (yarar − zarar) x risk alma isteği’dir. Dolayısıyla kişinin he...
13/04/2022

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (4) : RİSK ALMA
"Basitçe, karar = (yarar − zarar) x risk alma isteği’dir. Dolayısıyla kişinin herhangi bir durumda yürüttüğü karar süreci aslında basit bir matematiksel işlemdir... Günümüzde bilgi yayıldığı ve yararla zararı apaçık ettiği için, kararda farklılığı pratik olarak risk alma isteğinin belirlediğini söyleyebiliriz." [1]
Maryland (ABD) Üniversitesinden üç akademisyenin erkek ve kadınlardaki risk alma eğilimlerini karşılaştıran 150 bilimsel araştırmanın meta-analizini yapan 1999 tarihli bir çalışması var [2]. Sonuçlar genel olarak erkeklerin daha fazla risk aldığını göstermekle birlikte, risk alınması sözkonusu olan alana (fiziksel, entelektüel, toplumsal, vs.), ölçme yöntemine ve yaşa göre aradaki farkın değişkenlik gösterdiği, örneğin yaş ilerledikçe farkın kapanmaya yüz tuttuğu gözlemlenmiş. Bazı belirsizliklerin giderilmesi için daha fazla araştırma yapılması gerektiği vurgulanmış.
Biri iktisatçı biri işletmetici, iki Amerikalı akademisyenin risk almadaki cinsiyet farkını ortaya koyan birbirine benzer deneysel araştırmaları değerlendiren daha yakın tarihli (2012) bir makalesi de var [3]. Örneğin, deneklere 250 USD civarında bir para veriliyor ve isterse paranın tamamını alabileceği, isterse de istediği kadarını kazanma ihtimali %50, getirisi %250 (aslında bir çeşit kumar) olan yatırıma yönlendirebileceği söyleniyor. Çeşitli ülkelerde, farklı amaçlarla yapılan benzer deneylerin hepsinde erkeklerin riske girme oranı kadınlardan fazla çıkıyor. Gerçek hayattaki gerek amatör gerek profesyonel yatırım davranışlarının incelenmesinden de benzer sonuçlar çıkıyor.
Risk almadaki cinsiyet farkının doğuştan mı geldiği, yoksa sosyokültürel şartlardan mı kaynaklandığı sorusuna cevap bulabilmek için bazı çalışmalarda deneklerin işaret parmağının yüzük parmağına oranı da ölçülmüş. Beyin yapısındaki cinsiyet farklılığı ile bu oranın ilişkisine başka bir yazıda değineceğim. Bu oran ile risk alma seviyesi arasında çok yüksek bir korelasyon tespit edilmesi, aradaki farkın doğuştan geldiğini, yani biyolojik kökenli olduğunu gösteriyor.
Stockholm (İsveç) Üniversitesinden iki akademisyen ise kadın ve erkek satraççıların risk alma davranışını araştırmış [4]. Ölçüm yöntemi esasen “sağlam” bir açılış tercihinin daha az, “saldırgan” bir açılış tercihinin ise daha fazla risk almaya karşılık geldiği varsayımına dayanıyor. Bu mantıkla açılış varyantları beyaz ve siyahın tercihlerine göre, sağlam-sağlam, sağlam-saldırgan, saldırgan-sağlam ve saldırgan-saldırgan şeklinde etiketlenebilir (bence bunlar kabaca kapalı, yarı-kapalı, yarı-açık ve açık açılışlara karşılık geliyor). Bu etiketleme için kuvvet dereceleri 2000 ile 2600 arasında değişen 5’i erkek 3’ü kadın satranççıya danışılmış ve bir varyantı araştırmaya dahil etmek için en az altısının aynı görüşü belirtme şartı koyularak çoğunluk içinde en az bir kadın satranççının bulunması sağlanmış. 3,8 milyon civarında oyun içeren ChessBase veri tabanından, seçilmiş açılış varyantları ve ölçümü gölgeleyebilecek etmenler gözetilip eleme yapılarak yaklaşık 15 bin oyuncunun 1,4 milyon oyunundan oluşan bir örneklem elde edilmiş. Bu oyunların bir matematiksel modele göre istatistiksel analizi erkeklerin kadın satranççılara göre daha fazla risk aldığını gösteriyor...
Bu hiç de şaşırtıcı olmayan bulgu dışında, erkek satranççıların kadınlarla oynarken, nesnel olarak bakıldığında kazanma şanslarını azaltmasına rağmen, daha da fazla risk aldıkları bulgusu da var, ama satrançta kadın-erkek etkileşimi ayrı bir bahis konusu...
[1] Tahir Musa Ceylan, “Aylak Düşünceler”, ErKo Yayıncılık.
[2] J. P. Byrnes, D. C. Miller, W. D. Schafer, “Gender Differences in Risk Taking: A Meta-Analysis”, Psychological Bulletin, Vol. 125, No. 3, 367-383, 1999.
[3] Gary Charness, Uri Gneezy, “Strong Evidence for Gender Differences in Risk Taking”, Journal of Economic Behavior & Organization, Vol.83, 50-58, 2012.
[4] Christer Gerdes, Patrik Gränsmark “Strategic behavior across gender: a comparison of female and male expert chess players”, Discussion Papers, No.4793, Institute for the Study of Labor (IZA), Bonn, 2010.

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (3) : WGM, WIM, WFM UNVANLARI KALDIRILMALI MI?14 Ekim 2009 tarihli The Wall Street Journal gaze...
13/04/2022

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (3) : WGM, WIM, WFM UNVANLARI KALDIRILMALI MI?

14 Ekim 2009 tarihli The Wall Street Journal gazetesinde kadın satranççılara özgü unvanların lağvedilmesini isteyen Barbara Jepson imzalı bir yazı çıktı. Jepson satranç camiasından biri değil; yazının içeriğinden bu fikrin asıl sahibinin o zaman IM (şimdi GM) olan Ukrayna asıllı Amerikalı satranççı Irina Krush olduğu anlaşılıyor. Krush birçok kadın satranççının IM ve GM unvanlarını alabildiğini, bunların artan bir ivmeyle çoğalacağını, dolayısıyla artık bu unvanların kadın satranççıların daha zayıf olduğu mesajını vermekten başka bir işlevinin kalmadığını savunmuş.

Bu fikir daha önce de savunulmuştur, ama dünya çapında saygın/etkili bir gazetede yayımlanması, büyük yankı yapmasına, çokça tartışılmasına sebep olmuş; hala da tartışılıyor. Bu fikre şiddetle karşı çıkanların başını, üç kez kadınlar dünya şampiyonu olmuş, gelmiş geçmiş en kuvvetli kadın satranççılardan biri ve o zaman FIDE Kadın Satrancı Komisyonu eşbaşkanı olan GM Alexandra Kosteniuk çekiyor. Kosteniuk hemen üç gün sonra (17 Ekim 2009’da) kendi blogunda yayımladığı yazıyla (http://www.chessblog.com/2009/10/abolish-womens-itles-ridiculous.html) bu unvanların neden kalkmaması gerektiğini çeşitli açılardan uzun uzun anlatıyor. Tartışmaya katılan başkaları da olmuş; lehte ve aleyhte pek çok görüş bildirilmiş.

Resimdeki tabloda kadın satranççılara özgü unvanların ölçütleri var. Bu tablodaki ‘W’ önekleri silinip reytinglere 200’er puan eklenirse, genel unvan ölçütleri tablosu elde ediliyor. Yani FIDE’nin unvan yönetmeliğiyle kadın ve erkek satranççılar arasındaki kuvvet farkı bir bakıma resmileşmiş oluyor. TSF’nin yeni ihdas ettiği Ulusal Usta (UU) ve Kadın Ulusal Usta (KUU) unvanları için aranan 2100 ve 1900 UKD arasında da yine 200 puan fark var. Bu 200 rakamına, sadece reyting hesaplamalarına veya bilimsel çalışmalara bakarak karar verilmediğini zannediyorum. unvanlar sahiplerine bazı maddi imkanlar sağladığı için, çıtanın çok az kişinin aşabileceği yükseklikte olmaması, ama aynı zamanda çok fazla kişinin aşamayacağı kadar da yüksekte olması gözetilmiştir herhalde.

Avustralyalı akademisyen Robert Howard kadın ve erkek satranççılar arasındaki kuvvet farkının bazılarının iddia ettiği gibi sadece sosyal etmenlerden kaynaklanmadığını, daha çok cinsler arasındaki yapısal (biyolojik/psikolojik) farklılıkların etkili olduğunu düşünüyor. Howard’ın araştırmalarına ileride ayrıntılı olarak değineceğim. Şimdilik sadece Howard’ın hazırladığı resimdeki grafiğe bakılırsa, burada 1975’ten 2014’e kadar FIDE kuvvet derecesi (ELO) listesindeki ilk 50 erkek satranççı ile ilk 50 kadın satranççı arasındaki ortalama farklar görülüyor. Aradaki yaklaşık 250 puanlık fark son 40 yıldır değişmiyor. Rastladığım bazı çalışmalarda, listelerin tepesindekiler değil de, tamamı alınırsa aradaki fark çok daha fazla çıkıyor. Bu rakamların nasıl yorumlanacağı tartışma konusu. Bir satranççının kuvvet derecesini etkileyen unsurlardan bazıları cinsiyetler arasında eşit dağılmadığı için, bazı düzeltmeler yaparak aradaki farkı düşürenler var.

Howard ise, sosyal etmenler iddia edildiği gibi etkili olsaydı, aradaki farkın şimdiye kadar kapanması gerektiğini, en azından kapanma eğilimi göstermesi gerektiğini; çünkü son 40 yılda evlenme yaşının yükseldiğini, doğurganlık oranlarının düştüğünü, kadının statüsünün iyileştiğini, kadınların gittikçe daha fazla kariyer ve başarı odaklı olduğunu, ama erkek ve kadın satranççılar arasındaki kuvvet farkının değişmediğini belirtiyor..

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (2) : KLİŞELERPadova Üniversitesinden (İtalya) üç akademisyenin kadın satranççıların erkeklerde...
13/04/2022

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (2) : KLİŞELER

Padova Üniversitesinden (İtalya) üç akademisyenin kadın satranççıların erkeklerden daha düşük performans göstermesinin olası sebeplerinden birini araştıran 2008 tarihli bir makalesi var (Anne Maas, Claudio D’ettole, Mara Cadinu, “Checkmate? The role of gender strereotypes in the ultimate intellectual sport, European Journal of Social Psychology, V.38, p.231–245, 2008).
Önce, bazı kadın satranççıların ezici çoğunluğu erkeklerden oluşan satranç camiasında gözlemlediği, kadınların yeteneksiz olduğuna dair klişeleşmiş görüşün satranççılar arasında gerçekten var olup olmadığını belirlemek için bir pilot çalışma yapılmış. 12’si erkek, 10’u kadın toplam 22 satranççıya sorulan sorularla, her iki cinsin de “satrançta erkeklerin daha başarılı ve daha yetenekli olduğu” şeklindeki klişeyi hem kendilerinin benimsediği, hem de klişenin satranç camiasında genel kabul gördüğünün farkında olduğu saptanmış.

Sonra, İtalya Satranç Federasyonu yardımıyla yaş ortalaması 33,5 olan 42 kadın 42 erkek satranççıya (kuvveti birbirine çok yakın olan kadın ve erkekleri eşleştirerek) internet üzerinden 15’er dakikalık (her aşamada bir siyah bir beyazla ikişer maç olmak üzere) maçlar yaptırılmış. Maçlar öncesi ve sonrasında yapılan testlerle satranççıların konuyla ilgili bazı özellikleri/yaklaşımları da saptanmış. Resimdeki grafik elde edilen sonuçları özetliyor.

Kontrol aşamasındaki maçlarda satranççılar sadece kendilerine denk bir rakiple oynadıklarını biliyor; araştırmanın amacı ve rakibin cinsiyeti hiçbir şekilde sözkonusu edilmiyor. İkişer maç sonunda kadınların ortalama performansı beklendiği gibi 1’e yakın çıkıyor. Diğer aşamalardan önce, “satrançta erkeklerin mi, yoksa kadınların mı daha başarılı ve daha yetenekli olduğu” minvalinde sorular içeren anket yardımıyla “klişe aktivasyonu” yapılıyor; yani, kafanın arkasında bir yerlerde zaten var olan klişeyi hatırlaması sağlanıyor. İkinci aşamada yanıltıcı bilgi verilerek hemcinsleriyle oynayacakları söyleniyor ve kadınların performansı yine 1’e yakın (hatta bu sefer daha da yakın) çıkıyor. Üçüncü aşamada ise doğru bilgi verilerek bu sefer karşı cinsle oynayacakları söyleniyor ve... şaşırtıcı biçimde kadınların performansında çok belirgin (%50’lik) bir düşüş gözleniyor.

Kadınların kendisine denk kuvvette rakiple oynadığını bilmesine rağmen, klişe aktivasyonu yüzünden özgüven kaybına uğradığı; rakibin açıklarını arayan, rakipte zayıflık yaratmayı, zayıflıkları değerlendirmeyi amaçlayan aktif/saldırgan oyun yerine, daha temkinli, daha defansif; açık vermemeyi, vermek zorunda kalacağı tavizleri asgaride tutmayı amaçlayan pasif bir oyun tarzına yöneldiği gözlenmiş..

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (1) : KATILIM ORANIDünya şampiyonlarından hiçbiri kadın değil; bugüne kadar ilk yüz listesine g...
13/04/2022

SATRANÇTA CİNSİYET FARKI (1) : KATILIM ORANI

Dünya şampiyonlarından hiçbiri kadın değil; bugüne kadar ilk yüz listesine girebilmiş kadın sayısı sadece 3; büyükustaların sadece %1’i kadın. Erkeklere göre katılım oranının düşüklüğü, kadınların satrancın zirvesinde çok düşük temsil edilmesini kısmen açıklıyor. Ne kadarını açıkladığı tartışmalı olmakla birlikte, bir normal (veya benzeri) dağılımdaki örnek sayısı ne kadar artarsa, dağılımın uç noktalarındaki (kuyruklarındaki) örnek sayısının da artması başlangıç seviyesi istatistik/olasılık bilgisidir. Avustralyalı GM David Smerdon 29 Nisan 2019’da web sitesinde kadınların katılım oranlarına ilişkin bir makale yayımladı (https://www.davidsmerdon.com/?p=2075).
Smerdon’un verdiği grafiklerden en ilginci resimdeki grafik : Açık mavi çubuklar Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının tanımladığı cinsiyet eşitliği endeksine göre dünya ülkelerinin durumunu gösterirken, koyu mavi çubuklar kadın satranççıların erkek satranççılara oranını gösteriyor. İlginç olansa, aralarında pozitif bir korelasyonun gözlenmemesi. Buradan benim çıkardığım sonuç, cinsiyet eşitliği endeksinin doğru tanımlandığı varsayılırsa, kadınların satranca katılımının düşük olmasının sebebi kadına negatif ayrımcılık yapılması, önüne engeller koyulması, fırsat eşitsizliği vs. değil, kadınların satrancı erkekler kadar tercih etmemesidir.
İlginç olan başka bir durum ise, cinsiyet eşitliğinde en önlerde yer bulan Avrupa ülkeleri katılım oranı sıralamasında gerilere (örneğin Danimarka 1/49 oranıyla listeye alınan ülkeler arasında sonunculuğa) düşerken, ilk 10’da Vietnam, Çin, Endonezya, Meksika, Kenya, Güney Afrika, Brezilya, Hindistan, Fransa, İran yer alıyor.
Satrançta söz sahibi olmayan bazı ülkelerin de üst sıralarda yer alması başka bir olguyla ilgili. Kadın satranççıların yaş ortalaması erkeklere göre daha düşük; kadınların satranç kariyeri çok daha erken sona eriyor. Satranç geçmişi fazla olmayan, tüm satranççıların yaş ortalaması düşük olan ülkeler, bu yüzden şimdilik öne çıkmış gibi görünüyor.

SATRANÇ GÜNLÜĞÜ -  5 Şubat 2022TAKTİK (1)-I-Taktik bir amacı gerçekleştirmek için yapılan zorlayıcı hamleler dizisidir. ...
04/02/2022

SATRANÇ GÜNLÜĞÜ - 5 Şubat 2022

TAKTİK (1)

-I-

Taktik bir amacı gerçekleştirmek için yapılan zorlayıcı hamleler dizisidir. 'Kombinezon' terimi de genellikle taktik ile eşanlamlı kullanılıyor. Amaç (i) mat etmek, (ii) materyal kazanmak, (iii) kötü/kayıp konumda berabere yapmak, (iv) pozisyonel bir avantajı karşılıksız elde etmek olabilir. Zorlayıcı hamle rakibin makul karşı hamle seçeneklerini bir veya birkaç hamleyle sınırlayan hamledir.

-II-

George Huczek'in resimdeki kitabı 50 tane satranç taktiği terimini alfabetik sırayla sözlük formatında açıklayıp örnekler veriyor. Ben ise sözlük değil satranç taktiğinin gramerinin peşindeyim. Geçmişte başta Lasker, Purdy, Romanovsky, Averbakh, Kotov, Bondarevsky olmak üzere bazı ustalar taktiğin gramerini yazma, yani teorisini yapma girişiminde bulunmuş. Her türlü taktiği içerecek yeterli bir genelleştirmeyi, yani "büyük resmi" hiçbirinde bulamadım. En sonunda aramayı bırakarak kendim bir genelleştirme yapmayı deneyince, doğruluğundan ve yeterliliğinden emin olduğum bir sonuca kolayca ulaştım.

Her türlü taktiğin ortak paydası ikinci resimde tasvir edilen süreç. Başlangıç noktası TAKTİK ZAYIFLIKLAR. Taktik ancak pozisyonda taktik zayıflıklar varsa mümkün olabiliyor; aksi halde hayal gücü, yetenek, binlerce taktik soru çözmüş olmak tek başına yeterli olmuyor. Taktiğin bitiş noktası ÖNLENEMEZ TEHDİT. Önlenemez (savuşturulamaz) tehdidin çifte veya çoklu tehdit olması şart değil. Bazı durumlarda tek bir tehdide bile, hatta bazen birkaç hamle öncesinden bile çare bulunamıyor. Rakip gaf yapmazsa, başlangıç noktasından bitiş noktasına ulaşmak için HAZIRLAYICI HAMLELER gerekiyor. Huczek'in kitabındaki ve diğer taktik kitaplarında geçen tüm kavramların bu üç kategoriden birine gireceğini, bazılarının ise hem 'hazırlayıcı hamleler' hem de 'önlenemez tehdit' kategorisinde yer alacağını öngörüyorum.

-III-

Taktik süreci basit bir örnekle somutlaştırarak başlıyorum. Diyagramdaki pozisyonda hamle sırası beyazda. Siyahın öne çıkan taktik zayıflıkları : (i) kalenin at çatalı olasılığı sağlayan pozisyonu ve başka bir taş tarafından korunmaması, (ii) şahın hareket serbestliğinin çok kısıtlı olması. İlk bakışta ...Ad6+ hamlesine karşı şahın gidebileceği iki kare (e5 ve f4) var gibi görünse de, e5'e giderse ...Af7+ ile çatal yiyeceği için geriye sadece f4 karesi kalıyor. Beyaz hazırlayıcı hamleler ile rakibi at çatalına zorlayabiliyor : 1.Ad6+ Şf4 2.Kg4+ Şe5. Ve önlenemez tehdit: 3.Af7+. Siyah kale başka bir taş tarafından korunuyor olsaydı, materyal kaybı kaliteyle sınırlı kalacaktı.

[1] George Huczek, A to Z Chess Tactics, Batsford Chess, 2017.

SATRANÇ GÜNLÜĞÜ -  24 Ocak 2022PİYON DİZİLİMİ (6)-I-Bingeç piyonları daima beraberinde getirdiği yarı-açık dikeyle birli...
23/01/2022

SATRANÇ GÜNLÜĞÜ - 24 Ocak 2022

PİYON DİZİLİMİ (6)

-I-

Bingeç piyonları daima beraberinde getirdiği yarı-açık dikeyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Kaufman [1] satranç oyun veritabanının istatistiksel analizine dayanarak bingeç oluşumunun götürüsünün ortalama 1/8 piyon olduğunu saptamış. Tüm kaleler oyundayken bu sayı 1/16'ya düşerken, birer kale değişilirse 1/4'e, oyunda kale olmazsa 3/8'e yükseliyor. Bingecin maliyeti vezirler oyundayken 1/16 piyon, değilken 1/4 piyon oluyor. Buradan çıkan sonuç şu : Tahtada ağır aletler yokken bingeç oluşumundan, bingeciniz varsa da ağır aletlerin değişiminden kaçınmak gerekir.

-II-

İzole bingecin değeri, özellikle de yarı-açık dikeydeyse, sağlıklı bir piyondan biraz daha fazlası ediyor. Dolayısıyla açık Sicilya'da siyah fırsat bulursa, 1...Kxc3 2.bc3 Axe4'lü kalite fedasına girmeli, çünkü bir piyon, yarı-açık dikeyde izole bingeç ve izole a piyonu Kaufman'ın hesaplamalarına göre 1,75 piyon değerindeki kalite kaybını rahatlıkla karşılıyor. Ayrıca beyazın şah güvenliği azalıyorsa, o da cabası oluyor.

-III-

Kaufman'a göre bingeçten dolayı bir kanatta sakat piyon çoğunluğuna sahip tarafın ortalama kaybı 3/8 piyonken, fil çifti 1/2 piyon değerinde. Bu da kırışmalı İspanyol'da Lasker'in sıkça oynayıp aslında başarılı da olduğu 1.e4 e5 2.Af3 Ac6 3.Fb5 a6 4.Fc6 dc6 5.d4?! ed4 6.Vd4 devam yolunun istatistiklere göre neden siyaha hafif üstünlük verdiğini açıklıyor.

Petroff savunmasının Nimzowitsch atak varyantında (1.e4 e5 2.Af3 Ac6 3.Ae5 d6 4.Af3 Ae4 5.Ac3 Ac3 6.dc3) olduğu gibi, bingeç oluşumunu kabul etmenin kompanzasyonu hızlı gelişim avantajı da olabilir. Bu da kırışmalı İspanyol'da Fischer'in meşhur ettiği Barendregt varyantının (5. 0-0) bu sefer beyaza hafif üstünlük vermesinin sebebini açıklıyor.

1990'larda Kasparov'un sıkça tercih ettiği 1.e4 e5 2.Af3 Ac6 3.d4 ed4 4.Ad4 Fc5 5.Ac6 Vf6 6.dc6 İskoç devam yolunda siyah hızlı ve kolay gelişim karşılığında vezir kanadında sakat piyon çoğunluğunu kabulleniyor. Ancak burada fil çifti avantajı olmadığı için, istatistiklere göre karşı taraf beyazın genel ortalamasından biraz daha iyi sonuçlar elde ediyor. Bu da bingeç piyonun sakatladığı çoğunluğun ciddi bir dezavantaj olduğunu ispatlıyor. Tam da bu sebeple, Caro-Kann savunmasında 1.e4 c6 2.d4 d5 3.Ac3 de4 4.Ae4 Af6 5.Af6 gf6 varyantının uzun yıllardan beri 2600'ün üstündeki hemen hiç kimse tarafından tercih edilmemesi, büyükustaların kompanzasyonsuz sakat çoğunluğu kabullenmediğini gösteriyor.

-IV-

Kaufman, İspanyol açılışında siyah 3...a6 ile bingece davetiye çıkarıp, beyaz büyük çoğunlukla daveti geri çevirirken, benzer bir pozisyon olan Sicilya Rossolimo varyantında 1.e4 c5 2.Af3 Ac6 3.Fb5'ten sonra siyahın 3...a6?! hamlesinin şüpheli olmasının ve büyükustaların siyahın 3...g6, 3...e6, 3...d6 gibi diğer hamlelerine karşı dahi genellikle ...a6'yı beklemeden Fxc6 tercihinin sebebini sorguluyor. Üstelik burada fil çifti rakibe sakat çoğunluk, izole bingeç veya geri bingeç zayıflığı yüklemeden bırakılıyor. Veritabanındaki 2300 ELO üstü oyuncuların oyunlarında, İspanyol kırışmada beyazın performansı +29 ELO (yani beyazın genel ortalamasının altında) kalırken, Rossolimo'da 3...a6 4.Fc6 dc6 varyantında beyazın muazzam +86 ELO skoru var. Rossolimo'nun 3...g6 4.Fc6 dc6 varyantında bile beyazın +48 skoru etkileyici.

Kaufman'ın açıklaması açısından daha doğru bir örnek karşılaştırma Trompowsky ataktaki 1.d4 Af6 2.Fg5 d5 3.Ff6 ef6 varyantı (beyazın +8'lik çok hafif üstünlüğü var) ile Hollanda Hopton atak varyantındaki 1.d4 f5 2.Fg5 Af6 3.Ff6 ef6 (beyazın +63'lük devasa üstünlüğü var) arasında olabilir. Birinci diyagramdaki pozisyona Stockfish 14+ 0,0 verirken, ikinci diyagramdaki pozisyona +0,9 veriyor.

Kaufman'a göre buradaki püf noktası bingecin arkasındaki piyonun Rossolimo'da c7 yerine c5'te, Hollanda'da f7 yerine f5'te olması. Saldırı durumunda bir üçgen oluşturarak korunabilmek için bingeç piyonların birbirinden ayrılması gerekiyor. Örneğin İspanyol kırışmada c7-b6-c5 üçgeninde korumasız kalan c7 piyonu Fd6 veya şah ile rahatça korunabilir. Rossolimo'da ise benzer üçgenin oluşması için c5'in rakip sahaya geçmesi gerekiyor ki, taktik sebeplerle bu genellikle mümkün olmuyor. Üçgen oluşturulamayınca da, bu sefer bir değil iki piyona alet koruması gerekiyor. Kaufman'ın bu açıklaması bana tek başına yeterli görünmedi. Bu tür pozisyonlarda, rakibin oyunu açarak fil çiftini etkinleştirememesi, hatta fillerden en az birinin kötü kalması vs. gibi piyon diziliminin diğer etkileriyle birlikte daha kapsamlı bir açıklamaya ihtiyaç var bence.

[1] Larry Kaufman, "All About Doubled Pawns", Chess Life, Mayıs 2005.

Address

Aksaray
68100

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when SiyahBeyaz Akademi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to SiyahBeyaz Akademi:

Share