26/06/2024
Güleç yüzlü yardımsever insanlar ülkesi;Moğolistan...
Cengiz Khan havaalanına indiğimde beni nelerin karşılayacağını elbette bilmiyordum ne de olsa doğaçlama turlamayı ve yolda karşılaşacağım sorunlarla yolda ilgilenmeyi seviyordum...
Ulanbatur'a 50 km pedallayarak girdiğimde,şehrin kalabalığı, trafik keşmekeşi ve geniş bir alana yayılmış bir kent beni bekliyordu.O gün orada bir otelde geceleyerek yolculuk ve zaman farkı yorgunluğunu atmak istiyordum.Bu karışıklık karşısında Cengiz Khan meydanını ziyaret ederek en kısa sürede şehri terk ederek, kent dışında ilk kampımı attım ve bir sonraki gün de yağmurun etkisiyle 20 km sonra ikinci kampı atarak iyice dinlendim...
Artık beni bilinmezlerle dolu koca bir ülkeyi turlamak bekliyordu.
Şehirden uzaklaştıkça uzun düzlükler, uzak aralıklı göçebe moğol yurtları,koyun, keçi,yak,at sürüleriyle atlı veya motosikletli çobanlar arkadaşım olmaya başladı.
Bir kere yalnızlığın gücünü henüz keşfetmedinizse ve yanınızda birileri olsun istiyorsanız,kocaman bir ıssızlığın ortasında çadırda kalamıyacaksanız bu ülke size göre değil. Gerçekten uzun süre kimseleri görmeden sadece kendinizle mücadele ederek uzun km'ler pedallayacaksınız.
Moğolistan 'a gelmemim ana nedenlerinden birisi,Türklerin ana yurdunda,Orhun vadisini, Bilge Kağan ,Kültigin yazıtlarını yerinde ve Tika tarafından yaptırılan müzede görmekti.Seçtiğim rotanın son 80 km'si zorlu arazi koşulların da olsa da hedefe ulaşmanın mutluluğu ve ayrıcalığı her şeye değdi.Sonrasında Tika'nın yaptırdığı asfalt yol ile Karakurum kentine ulaştım.Beşinci Dalai Lama'nın seramonilerini düzenlendigi ve askeri bir kale içinde yer alan Budist tapınaklarının yer aldığı Erdene zuu müzesi gerçekten görülesi.
Arkhangai bölgesinden Ulaangom kentine 2550 metrelere ulaşan bir kaç dağ geçidi yer yer ormanlık alanları da aşarak yol devam etti.Yol üzerinde Chulut kanyonu bu coğrafyaya uyum sağlamayan oldukça ilginç görsellikler sundu.
Ve sonrasında Ulaangom Khovd arasında 250 km'lik ,beni kendimden,bisikletten ve de araziden bezdiren kumlu ve palet izli işkence bölümü başladı. Yollarda geçen yardımsever insanların su destekleri olmasa 3 günde geçtiğim bu yol 1 haftada bitmezdi.Tabiki yol sonunda kendimi Kovd nehrinin sularına bırakmak işkencenin en güzel ödülü oldu.
Kovd Ölgii arası da çölleşmeye yüz tutmuş arazide tanıştığım güzel insanlar ,develer ve çobanlar eşliğinde oldukça zorlu bir o kadarda keyifli geçti.
Artık Ölgii'de iki gün dinlenerek 100 km sonra Rusya'ya geçiş yapacağım.
Burada yerleşim alanları ana yol dışında tamamen toprak sokaklarda,tuvaletleri dışarıda ve açık bir şekilde, genelde tek katlı ve çitlerle çevrili evlerden oluşuyor.Nispeten büyük kentlerde şehir merkezinde büyükçe binalar hariç çevresindeki mahallelerde de durum aynı,ve taşıma suyla değirmen döndürüyorlar..
Merak ettiğim bir başka şeyde bu kadar neredeyse çölleşmiş boşluklarda özellikle suyun nasıl elde edildiği idi.Sorunu çok derin şu kuyularıyla halletmişler.
Alışveriş imkanları olarak şehirlerde her şeyi bulabiliyorsunuz ancak uzun km'ler süren ıssızlığın ortasında sadece bazı moğol çadırlarında veya marketvari küçük bakkalvari yerlerde kısıtlı yiyecek ve içecek bulabiliyorsunuz.Hemen hemen her köyde benzin istasyonları yer alıyor.
Tur özetine gelince toplamda 24 gün içinde 2000 km pedallamış oldum bu da günlük ortalama 83 km yapıyor ki, uzun bir tur için bence ideal.
Son olarak Karakız'ımın (Surly Troll)hazırlanmasında her türlü desteği sağlayan KLC BIKE ailesine ve teknik destekleri için Ali Kılıç dostuma kocaman teşekkürler...
Herkese selamlar sevgiler, dağlarla ve de bisikletle yaşayın...