06/08/2026
Bazen bir şeyi gerçekten severiz. Bir kitap olabilir, bir insan olabilir, gittiğimiz bir yer olabilir, aldığımız bir eşya olabilir. O şey bize iyi gelir. Faydasını görürüz.
Sonra etrafımıza bakarız. Kimse ilgilenmiyor. Çok tercih edilmiyor. Çok konuşulmuyor.
Ve ilginç bir şey olur. O şey değişmediği hâlde bizim ona bakışımız değişmeye başlar. “Acaba o kadar da iyi değil mi?” diye düşünürüz.
Oysa birkaç gün önce aynı şey bize iyi geliyordu. Değişen şey, onun değeri değil; bizim ona yüklediğimiz anlam olmaya başlıyor.
Eğer başkalarının ilgisi, beğenisi ve tercihi bizim değer algımızı bu kadar kolay değiştirebiliyorsa, karar veren gerçekten kim?
İşte burada şu soru ortaya çıkıyor:
Gerçekten özgür müyüz?
Bunu sadece bir kitapta ya da bir eşyada yaşamıyoruz. Yoga pratiğinde de yaşayabiliyoruz.
Gerçekten yoga yapmak mı istiyoruz, yoksa insanların çok tercih ettiği yerde yoga yapmak mı istiyoruz?
Çünkü bunlar aynı şey değil.
Bir belgeselde ıstakozun tarihine dair ilginç bir bilgiye rastlamıştım. Bir dönem Kuzey Amerika’da çok bol olduğu için yoksulların yemeği olarak görülüyor, hatta bazı yerlerde balık yemi ve gübre olarak bile kullanılıyor. Yıllar içinde aynı canlı değişmiyor ama insanlar ona bambaşka bir anlam yüklüyor ve bugün birçok yerde lüksün sembolü olarak görülüyor.
Değişen ıstakoz değildi.
Değişen, insanların ona yüklediği anlamdı.
Peki ya biz?
Hayatımızdaki değeri ne belirliyor?
Bir şeyin gerçekten değerli olduğuna kim karar veriyor?
Bu kararlar gerçekten bize mi ait, yoksa farkında olmadan başkalarının algısını mı ödünç alıyoruz?
Bunu kabul etmek kolay değil ama özgür irade güçlü bir farkındalık gerektiriyor.
İşte pratiğin başladığı yer de burası
Gerçekten pratik yapmak mı istiyoruz, yoksa görünür olmayı mı istiyoruz?